Eyl 22

26 Mayıs 1905′da doğdu. Maraş’lı bir soydan gelen Necip Fazıl’ın çocukluğu, mahkeme reisliğinden emekli büyük babasının İstanbul Çemberlitaş’ta ki konağında geçti. İlk ve orta öğrenimini Amerikan ve Fransız kolejleri ile Bahriye Mektebi’nde (Askeri Deniz Lisesi) tamamladı. Lisedeki hocaları arasında dönemin ünlülerinden Yahya Kemal, Ahmet Hamdi (Akseki), İbrahim Aşkı gibi isimler vardı.

İstanbul Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitirdikten (1924) sonra gönderildiği Fransa’da Sorbonne Üniversitesi Felsefe Bölümünde okudu. Paris’te geçen bohem günlerinden sonra, Türkiye’ye dönüşünde Hollanda, Osmanlı ve İş Bankalarında müfettiş ve muhasebe müdürü olarak çalıştı. Bir Fransız okulu, Robert Kolej, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi, Ankara Devlet Konservatuarı, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde hocalık yaptı(1939-43). Sonraki yıllarında fikir ve sanat çalışmaları dışında başka bir işle meşgul olmadı.

Şairliğe ilk adımını on yedi yaşında iken, annesinin arzusuyla başladı ve ilk şiirleri Yeni Mecmua’da yayımlandı. Milli Mecmua ve Yeni Hayat dergilerinde çıkan şiirleriyle kendinden söz ettirdikten sonra, Paris dönüşü yayımladığı Örümcek Ağı ve Kaldırımlar adlı şiir kitapları onu çok genç yaşta çağdaşı şairlerin en önüne çıkararak edebiyat çevrelerinde büyük bir hayranlık ve heyecan uyandırdı. Henüz otuz yaşına basmadan çıkardığı yeni şiir kitabı Ben ve Ötesi (1932) ile en az öncekiler kadar takdir toplamayı sürdürdü

Şöhretinin zirvesinde iken felsefi arayışlarını sürdürüp içinde yeni bir dönemin doğum sancısını hisseden Necip Fazıl için 1934 yılı gerçekten de hayatının yeni bir dönemine başlangıç olur. Bohem hayatını en koyu rengiyle yaşadığı günlerde Beyoğlu Ağa Camii’nde vaaz vermekte olan Abdülhakim Arvasi ile tanışır ve bir daha ondan kopamaz. Necip Fazıl’ ın hemen tümünde üstün bir ahlak felsefesinin savunulduğu tiyatro eserlerini birbiri ardına edebiyatımıza kazandırması bu döneme rastlar. Tohum, Para, Bir Adam Yaratmak gibi piyesleri büyük ilgi görür. Bu eserlerden Bir Adam Yaratmak, Türk tiyatrosunun en güçlü oyunlarındandır.

Necip Fazıl’ın şairliği ve oyun yazarlığı kadar önemli yönü, çıkardığı dergiler ve bu dergilerde çıkan yazılarla sürdürdüğü mücadeledir. Haftalık Ağaç dergisi(1936, 17 sayı) dönemin ünlü edebiyatçılarının toplandığı bir okul olmuştur. Büyük Doğu dergisinde çıkan yazılarıyla İsmet Paşa ve tek parti (CHP) yönetimine şiddetli bir muhalefet sürdürmesi sonucu hakkında açılan çok sayıda davada yüzlerce yıl hapsi istendi, Cinnet Mustatili adlı eserinde hapishane anıları yer alır. Sık sık kapatılan ve toplatılan Büyük Doğu’nun çıkmadığı sürelerde günlük fıkra ve çeşitli yazılarını Yeni İstanbul, Son Posta, Babıalide Sabah, Bugün, Milli Gazete, Hergün ve Tercüman gazetelerinde yayımlandı. Büyük Doğu’da çıkan yazılarında kendi imzası dışında Adıdeğmez, Mürid, Ahmet Abdülbaki gibi müstear isimler kullandı. 1962 yılından itibaren de hemen hemen tüm Anadolu şehirlerinde verdiği konferanslarla büyük ilgi topladı.

1980′de Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü’nü, ‘İman ve İslam Atlası’ adlı eseriyle fikir dalında Milli Kültür Vakfı Armağanı’nı (1981), Türkiye Yazarlar Birliği Üstün Hizmet Ödülü’nü (1982) almıştır. Ayrıca Türk Edebiyatı Vakfı’nca 1980′de verilen beratla ‘Sultan-üş Şuara’ (Şairlerin Sultanı) ünvanını kazanmıştır.

May 09

Tahsin Burcuoğlu Biyografisi

HAKKINDA YAZILANLAR

Yıldönümü
Yorgo KIRBAKİ ykirbaki@hurriyet.com.tr
Hürriyet 1 Nisan 2006

Küçük bir pasta ve üzerinde bir mum. 28 Mart 2005 günü Hürriyet binasından yeni Atina Temsilcisi olarak ayrılırken, kendime verdiğim sözü tuttum ve mumu söndürdüm, pastamı da afiyetle yedim.

29 Mart 2005 sabahı İstanbulda havaalanındaki pasaport kontrolünde tesadüfen gözüme ilişen Hürriyetin manşetinde ismimi, resmimi görünce çok sevindim. Aynı sevinci 365 gün içinde defalarca yaşadım.

Kısa bir süre sonra, Cumartesi ekinde “Suyun Öte Yanından” yazıları başladı. Her yönü ile, her vesileyle bu diyarı, bu insanları ve onları meşgul eden konuları anlatmaya çalıştım.

Genel Yayın Yönetmenimiz Ertuğrul Özkök, Hürriyetin yeni Atina bürosunu ziyaret ettiğinde, tam kapıdan çıkarken “Ben olsam, burada davetler verir, haberler çıkarırdım” demişti. Düşündüğüm projeyi uygulamaya da işte o an karar verdim.
Continue reading »

Tags:

Nis 08

İsmail Ankaravi . Biyografisi

17. yüzyıl Osmanlı tefekkür hayatının parlak simalarından biri olan Ankaravi, Türkçe, Farsça ve Arapça kaleme aldığı eserlerle ün yapmış, Mevlana Celaleddin-i Rumi?nin Mesnevi-i Ma?nevi adlı büyük eserini mevlevihanelerde bir eğitim ve öğretim malzemesi olarak kullanmış, hatta bu konudaki başarısından dolayı kendisinden sonra Mesnevi okutacak kimselere verilen okutma ruhsatları yani icazetlerde onun yöntemi önemli bir şart kabul edilmiştir.

Minhacü`l-Fukara
İsmail Ankaravi
İnsan Yayınları

Fukara, Allah rızası için dünya mallarının, kendisini masivaya bağlayan her türlü esbabı ve malik olduğu şeyleri, yine Allaha muhabbetinden dolayı terkeden kimse demektir. Şöyle ki, “fakir olan sufi, elinde herhangi bir malı olmayan kişidir. Manevi fakir ise; kendisini beşeri isteklerden arındırıp kalben kendisini hiçbirşeye malik saymamaktadır, İsmail Ankaravi, hakîkat-i semâdan mülhem olarak “ilimler semâdan iner” malumundan hareketle eserine Minhâcü`l-Fukarâ diyerek âlem-i mânâdan bir isim vermiştir.

Mar 23

Mehmet Emin Yurdakul (1869-1944)

Türk, Şair. Ulusçu, halkçı görüşleri savunduğu şiirleriyle Milli Edebiyat akımının öncü şairleri arasında yer almıştır.

13 Mayıs 1869′da İstanbul’da doğdu, 14 Ocak 1944′de aynı kentte öldü. Beşiktaş Askeri Rüştiyesi’ni bitirdikten sonra bir süre Mülkiye Mektebi’nin idadisinde okudu. 1887′de Babıâli Sadaret Dairesi Evrak Odası’nı aylıksız kâtip olarak atandı. 1899′da Hukuk Mektebi’ne başladı. öğrenimini ABD’de tamamlamak üzere okuldan ayrıldı. Ancak bu isteği gerçekleşemedi. Memurluk yaşamına döndü. ıttihat ve Terakki Cemiyeti’ne girdi. şiirlerinde dile getirdiği düşünceler, yansıttığı gerçekler saray tarafından kuşkuyla karşılandığı için 1907′de Erzurum rüsumat nazırlığına gönderildi. II. Meşrutiyet sonrası 1909′da bahriye müsteşarlığına, bu görevi istemeyince de Hicaz valiliğine atandı. Bir yıl sonra Sivas valiliğine getirildi. Ancak çalışması engellenince, üç ay sonra bu görevinden de ayrılarak ıstanbul’a döndü. Türk Ocağı’nın kurucuları arasında yer aldı, derneğin başkanı oldu. çıkarılan Türk Yurdu dergisinin de sorumluluğunu üstlendi. İttihat ve Terakki yönetimiyle arası açılınca Erzurum valiliği göreviyle 1911′de ıstanbul’dan uzaklaştırıldı. Ertesi yıl da emekliye ayrılmak zorunda bırakıldı. 1913′te Musul milletvekili seçildi. Halide Edip, Köprülüzade Fuat ve Hamdullah Suphi ile birlikte Hars ve ılim Heyeti üyeliğinde bulundu. Milli Türk Fırkası’nın kurucuları arasında yer aldı. I. Dünya Savaşı sonunda ıstanbul işgal edilince, 1921′de Anadolu’ya geçti. Atatürk tarafından ilgiyle karşılandı. Antalya, Adana, ızmir yörelerinde dolaşarak halkın ve ordunun manevi gücünü arttırıcı konuşmalar yaptı, şebinkarahisar, Urfa ve ıstanbul milletvekili seçilerek beş dönem meclise girdi.
Continue reading »